İkisini yakınlaştıran “Aysel git başımdan “ diye başlayan bir şiirdi. “Aysel git başımdan” demişti aslında Rıfkı en baştan.  Aysel anlamak istemedi. Belki de yaşadığı aşkın sarhoşluğu anlama dedi. Rıfkı ne de güzel okurdu bu şiiri Aysel’in gözlerinin içine bakarak, her “Aysel git başımdan “ dediğinde, git demek şöyle dursun gel başımın tacı ol der gibi gelirdi.

Daha çocuk yaşta tanışmışlar, birlikte büyümüşlerdi. Yaşamlarının en heyecan ve enerji dolu dönemi beraber geçmişti. Aysel iyi tanırdı Rıfkı’yı. Ne zaman ne yapacağını, ne zaman mutlu, ne zaman hüzünlü olduğunu iyi bilirdi. Ve ne zaman öfkelendiğini, öfkelendiğinde neler yapabildiğini de biliyor, bundan korkuyordu. Korkusu kendisi için değildi. Çoğu zaman kızı Melek bu öfkeden pay almasın istiyordu.

Rıfkı bazı günler fakültedeki dersini bitirir arkadaşları ile kafa dağıtmaya giderdi. Böyle akşamlar Aysel ve Melek erkenden yatardı. Rıfkı geldiğinde evde uyuyor olmak böğürtülerden, haykırışlardan korurdu onlardı bazen. Ama bazı geceler Rıfkı Aysel ‘i uyandırır, konuşmaya zorlardı. Aysel çaresizlik içinde bu konuşmaları Meleğe duyurmamak için elinden geleni yapar, Rıfkı’nın her söylediğine haklısın diye cevap verirdi.

Yine böyle bir gece Rıfkı eve geldi. Aysel uyumuyor ama nefes bile almadan bekliyordu. Kaçınılmaz sonun başlangıcında olduğunu biliyordu. Rıfkı yatak odasına girdi. Bir süre Aysel’in başucunda bekledi. Aysel’e saatler gibi gelen bu birkaç saniyeden sonra “Hişşt Aysel” dedi. Aysel her zaman yaptığı gibi önce cevap vermedi. Şanslı olduğu bir kaç gece Rıfkı vazgeçmiş odadan çıkıp gitmişti. Fakat bu gece onlardan biri değildi. Rıfkı ısrarla Aysel’e kalk diyordu. Aysel bir kaç dakika sonra olacakları tahmin ediyor, uyuşmuş bir halde cevap veremiyordu. Rıfkı her Aysel kalk dediğinde aklından şu cümle geçiyordu.”Rıfkı git başımdan”.