Sanat insan ile var olan, şekillenip gelişebilen bir olgudur. Tarihin başlangıcından beri süregelen bu olgusal gerçeklik, insanın farkında olduğu ya da olmadığı duygu ve düşüncelerini maddesel bir görüntüye dönüştürebilme süreci olarak tanımlanabilir (Gombrich 2004). Bir başka deyişle sanat başkaları ile paylaşılabilir estetik objelerin, nesnelerin ve deneyimlerin yaratımında beceri ve hayal gücünün kullanımı olarak tanımlamaktadır (Ana Biritanika 2014). Bu çerçeveden bakıldığında sanat, insan var olduğundan beri “hayatın anlamı” olarak görülür. Sanatın “anlam” olmaya kadar yüceltilmesinin pek çok nedeni ve kanıtı bulunmaktadır. İlk insanın mağara duvarlarına çizdikleri bugün sadece varoluşumuzun ilk izleri olduğu için kıymetli değildir. Atalarımızın göçleri, katliamları, av ve ölüm törenlerini duvara nakşetmesi, bir nevi hayatın kırılgan izlerini resimle onardığı bir sayfa gibidir (Gombrich 2004, Soysal 2015).

Benzer şekilde Çin imparatoru Kin Çe Huangdi’ nin 7000 kişilik kilden bir ordu ile birlikte gömülmesi, piramitlerin inşa edilmesi kuşkusuz ki gelecek nesillerin hayranlığını kazanmak için değildir. Kendilerini “üstün insan” olarak benimsettiren imparatorların, firavunların kralların yenemeyeceği tek düşman vardır: Ölüm. Bu yüzden, varoluşun yasalarına tahammül edebilmenin, kalıcı olduğunu hissedebilmenin tek yolu belki de sanattır.

Medeniyetin ilerlemesiyle birlikte müzelerin açılması, doğal ya da insani felaketler esnasında kadim sanat eserlerinin korunması için çaba harcanması, devlet kaynaklarının önemli bir bölümünün sanatçı yetiştirilmesi ve eserler üretilmesine ayrılması ise sanatın yüceltilmesine dönük kanıtlardır. Öyle ki günümüzde entelektüellerin evleri adeta küçük müzelere dönüşmüş,  sanat için bir ticari pazar oluşmuştur. Bugün hala bu nedenle felsefi bir sorun olarak “sanatın ne için olduğu” tartışılmaktadır. Psikoloji/psikiyatri için sanat bir araçtır. Ne tür bir araç olduğu ve insana ne tür bir fayda sağlayacağı ise terapide odaklandığımız noktadır (De Botton ve Armstrong 2014, Soysal 2015).

Araç bedenin bir uzantısıdır. Bir isteğin yerine getirilebilmesine hizmet eder. Fiziki yapımızı tamamlayarak bizi hedefe ulaştırır. Örneğin bıçak, gücümüzün yetmediği kesme ihtiyacına yanıttır. Kaldıraç, taşıyamayacağımız ağırlıkları yükseltme ihtiyacımızı karşılar. Otomobil uzakları yakınlaştırır. Sanat ise ne yapmak istediğimize, neye ihtiyaç duyduğumuza aracılık eder. Çünkü sanat, doğuştan getirdiğimiz zayıflıklarımızı ve yaşam yolunda karşılaştığımız zorlukları telafi etme aracımızdır (De Botton ve Armstrong 2014). Sanat içten dışa doğru psikolojik süreçleri hareket ettiren farkındalık sağlayan, yönlendiren, cesaretlendiren ve onaran bir araçtır (Eracar 2013).

Psikoterapi de bir araçtır. Kişinin uyumunu bozan duygu, düşünce ve davranışlarını gidermek, içgörü geliştirmek ya da bir belirtiyi ortadan kaldırmak amacıyla, normal ve patolojik gelişim kuramları temel alınarak uygulanan, terapist ile hastanın sözlü ve/veya sözsüz iletişimlerine ve dinamik bir ilişki içerisinde etkileşimlerine dayanan, değişim oluşturmayı amaçlayan bir tedavi yöntemidir (Yalom 2012). Psikoterapi içinde de zaman içinde biçimlenen, bugün üzerinde halen gidilip gelinen, bazıları çoktan unutulmuş, bazıları çok kullanılmaktan dolayı aşınmış yollar vardır. Bazı yollara ise henüz ayak basılmamıştır. O yüzden kuramsal çerçeve ve uygulama açısından arayış devam etmektedir. İnsan var olduğu sürece de bu arayış devam edecektir. Sanat ve psikoterapinin birlikteliği de bu arayışın bir sonucudur.

Fark edildiği üzere sanat ve psikoterapinin pek çok ortak paydası vardır. Her ikisinin de var oluşu “kendini ifade edebilme arzusu” üzerine kurgulanmış olmalarıdır (Eracar 2013). Sanatçının, hasta ve/veya danışanın meselesi; iç dünyasında olup bitenleri anlamlandırma çabasıdır.   Yaratıcılık bu kaynaklardan beslenir (May 2007). Yaratıcılık, kendini ifade edebilme kaynağına erişebilmek için, kendi izlerini takip etmek ve çizilen sınırların ötesine geçebilme cesaretidir. Sanat ve psikoterapi bu cesareti gösterebilme gücüdür. Bu güç iyileştirir. Çünkü yaratıcılığın ortaya çıkabilmesi için psikolojik güvenlik  (empatik ortam) ve psikolojik özgürlük (istediğini ifade edebilme) gereklidir. Sanat ve terapi bu gereklilikleri yerine getirebildiği için iyileştirir ya da iyilik halini korur (Soysal 2016).

Anlaşılacağı üzere sanat eserleri bir terapötik araç olabilir. Sadece sanatçının kendini dışa vurumu açısından değil aynı zamanda o eseri fark edenin üzerinde yarattığı etki, uyaran olabilme gücü ve toplumsal bir dil oluşturabilme niteliği açısından da önemlidir. Bu nedenle sanat ve yaratıcılığın psikoloji ile ilişkisi bir terapötik süreç olarak birleştirilmiştir (Güney 2001, Kolektif 2003, Samurçay 2007, Capacchione 2012).

Sonuç olarak sanatla terapi ve yaratıcılık, sanat unsurlarının ve/veya materyallerinin kullanıldığı dışavurumcu terapinin bir biçimidir (Edwars 2004). Yaratıcı sürecin psikolojik yönünü özellikle farklı sanat materyallerinin duygusal özelliklerini anlama ile geleneksel psikoterapötik teori ve teknikleri birleştirir. Resim, müzik, tiyatro, edebiyat, sinema, heykel, seramik, mimari, maket, fotoğraf, hareket ve dans, drama, maske, terapötik kartlar, kukla, minyatür, ebru gibi sanatın her alanındaki uygulamaları içerir. Günümüz kavramsal sanatı çerçevesinde tekstil ürünlerinden atık malzemeye hemen her şey sanatla terapi ve yaratıcılığın uygulama alanı içerisindedir (Malchiodi 2003, Capacchione 2012, Eracar 2012, Akhan Utaş 2012, Soysal 2016).

PSİKOTERAPİDE RESİM ÇALIŞMASI

Resimle çalışma bireysel terapi için uygun ve verimli sonuçlar alınabilecek bir çalışmadır. Psikoterapi geleneğinde, özellikle çocuklarla ilişki kurmada oldukça sık başvurulan bir yol olarak bilinir. Psikanalitik ekolden Winnocott, Klein, Zulliger, A. Freud ve diğer ekollerden pek çok terapist resimle çalışmalar yapmışlardır. Özellikle ilişki temelli çalışmalarda terapistin hasta ile kurabileceği ilişkiyi başlatmada resim hız katan bir buluşma nesnesidir. Bazen her seansta ayrı bir resim çalışmanın içeriğini oluşturabilir. Bazen de aynı resimler üzerinde çeşitli defalar çalışılabilir.