Serkan tuşlara heyecanla basıyordu. Tüm silahları kuşanmıştı. On birinci aşamaya gelmiş oyunun en güçlü karakterlerinden biri olmuştu. Bir üst aşamaya geçmek için neredeyse yirmi dört saat on – line olması, bilgisayar başında olmasa da oyunu açık bırakması gerekiyordu. Serkan çok güçlü hissediyordu. Kolay kolay onu hiç kimse yıkamazdı artık. Bu noktaya ulaşmak üzereydi. Bilgisayar karşısına geçtiğinde, o artık Serkan değil güçlü yenilmez, saldıran, öldüren, acımasız bir savaşçıydı. Önüne çıkanı deviriyor, yenilmez olmak için planlıyor, kurguluyor ve uyguluyordu. Bu monitörden içeri aktığında her şeyi yapmak mümkündü. Sınırlar ortadan kalkıyor. Serkan içinde bulunduğu yer dışında her şeyi unutuyordu. Tuşlara heyecan ve hızla basarken mutfaktan yükselen sesleri duydu. Babasıydı galiba konuşan. Ne dediğini duymak istiyor, ancak ağır bir uyku öncesinde gibi monitör deki oda ile mutfak arasında gidip geliyordu. Babasının “Bu oğlan “ diye başlayan bir cümle kurduğunu duydu.”Bu oğlan” babası ona ne zaman kızsa “Bu oğlan “ diye söz ederdi. Biliyordu. Şu anda olması gereken yer burası değil mutfakta yemek masasıydı. Ama savaşçı bırakmıyordu, Serkan ‘ı. Gidersen beni tuzağa düşürürler, puanları alırlar diyordu. Şimdi kalkamazdı. “birazdan, birazdan bırakır giderim” diye geçirdi içinden “Şu çevremdekileri de yok edip puanları alır giderim. “

Babasının sesi ise daha da yükselmişti. “Bu oğlana sen yüz veriyorsun, sayende yemeğe de gelmez oldu” diyordu. Annesi ise “çok biliyorsan, evde kal babalık yap” diye bağırıyordu.

Sesler daha da yükseldi. Serkan’ın çevresini eli silahlı adamalar sarmıştı. Bu tuzaktan kurtulmalıydı. Babası elindeki bardağı masaya bir kez daha vururken, Serkan aynı anda çevresindekileri yok edecek bombanın pimini çekiyordu.