Hikaye üç yıllık evli bir çiftin aynı gün günlüğe yazdıkları ile başlar.

Kadın: Bu gün üç yıl bitti onun karşısına gelinlikle çıktığım günkü kadar mutluyum. Tanrım onu ne kadar çok seviyorum, mükemmel bir erkek cazibeli, yakışıklı, sevecen her şey var.

Bugün cumartesi arkadaşları ile eğlenmesine ses çıkarmadım. En sevdiği yemek olan pastırmalı kuru fasulye ile pilav yapıyorum. Çok beğendiği kıyafeti de giydim. Sonunda eve geldi. Merhaba demesi biraz soğuktu aklı başka yerdeydi sanırım. Aman tanrım yoksa. Tüm çabalarıma rağmen bu havası değişmedi. Arkadaşları ile ne yaptığını sordum. Ağzının içinde anlaşılmaz bir şeyler geveledi. Yemekte biraz keyfi yerine gelir gibiydi. Ama hala dalgın hala uzak, kabuğuna çekilmiş gibi. Sanırım bir başkası var. Şu anda onu düşünüyor. Benden daha mı güzel, daha mı genç acaba? Yemek sonrası karşılıklı otururken dayanamadım.” Neyin var diye sordum. Gülümsedi önce, zoraki bir gülümseme acı dolu, uzaklık dolu.”yok bir şeyim diye geçiştirdi.

Daha dün bana sonsuza dek benimle olmak istediğini söylüyordu. Bu gün aramızda iletişim kopukluğu başladı bile. Step yapmaya başlasam, çocuk istesem, yalan, yalan, yalan… Kendimi kandırmaya çalışıyorum bitti, bitti…

Aynı gün kocanın günlükteki notları ise şöyleydi:

  • Öfff be Galatasaray yine yenildi. Ama kuru fasulye güzeldi.

Eğer şu anda yüzünüzde hafif de olsa bir gülümseme belirdi ise, öncelikle bunun nedenini sorun kendinize. Kadın olduğunuz için “ vayy be! Ben nelere dikkat eder mişim, nasıl düşünür müşüm?” ifadesinin yarattığı memnuniyet gülümsemesi mi, “ işte bir erkeği nasıl doğru anlatmışlar” düşüncesinin sağladığı üstünlük hissi mi? Ya da bir erkek gözüyle “bu kadar lafa, ayrıntıya ne gerek, ben açık, net düşünecek kadar zekiyim ayrıntılarda boğulmam” ifadesinden kaynaklanan mutluluk gülümsemesi mi?

Hangisi olursa olsun, içinde birinin diğerinden farklı olma, belki de üstün olma isteği bulunmuyor mu? Böyle bir istek varsa, diğerini eleştirme, aşağılama, kusur arama otomatik olarak ortaya çıkmaz mı? Pek çok defa “genelleme yapmamak gerekir” kuralını farklı yerlerde, farklı kişilerden duymuşsunuzdur ama yine de karşımızdakinin tekliğini, biricikliğini unutur, genelleriz. “Hepiniz aynısınız” deriz onun milyarlarca insan içinde kendine özgü olduğunu bile bile.

 

Artık aynı cins insanlar arasında kurulan evlilikler kulağımıza tanıdık gelse de, nikah ve evlilik dediğimizde biz de yaptığı ilk çağrışım bir kadın ve bir erkeğin bir arada yaşamaya karar verişi olur. Düğün sahnesinde canlandırdığımız manzara, siyah damatlığı içinde bir erkek, beyaz gelinliği içinde bir kadındır daha çok. İşte burada siyah ve beyazın zıtlığı girer işin içine. Siyah ve beyazın zıtlığı, kadın ve erkeğin farklılığının en temel anlatımı mıdır? Yoksa iki farklı cinsin zıt renklerle birbirini tamamlaması mı?

Sanırım bu sorunun yanıtı yüzyıllardır bulunamamıştır. Çünkü bu cevap her birimize göre başkalaşacaktır. Bununla birlikte kadına ve erkeğe atfedilmiş pek çok kalıp davranış yok mudur? Yaşamımızda “işte erkek değil mi? Hepsi aynı “diye başlayan bir cümleyi en az bir kez kurmuş veya duymuşuzdur, ya da gözümüzden dökülen birkaç damla yaş daha yanağımızdan süzülmeden “kadın işte duygusal ne de olsa “ kesmez mi? bu damlanın yolunu.

Oysaki mümkün değil midir, farklılıkları güzelliklere dönüştürmek. O faklı, ben farklı ikimiz de iyiyiz, ikimizde güzeliz demek. Bu farklılığı kabul edememek bizleri karşımızdakini değiştirmeye çalışmaya zorlar. Benim istediğim gibi konuşsun, benim istediğim gibi giyinsin, benim istediğimi izlesin, kısacası benim gibi düşünsün, benim gibi hissetsin… Zorlayıcı bir yarış başlar, değiştirmeye çalışırken karşındakini. Peseschkian dediği gibi, “eğer hiç sahip olmadığın bir şeye sahip olmak istiyorsan, o zaman hiç yapmadığın bir şey yap.” Sanırım aslında demek istediği, bir değişim istiyorsan, değişime kendinden başla. İnsan ancak bunu fark ettiği noktada vazgeçer karşısındakini değiştirme çabasından.

Kadın olmak, erkek olmak. Her birinin sayılamayacak kadar farklı, sayılamayacak kadar güzel yanı vardır. Öyle olmasa siyah ve beyaz bu kadar yakışır mı yan yana. Önemli olan siyah ve beyazda ısrar etmek yerine, grinin pek çok tonunu birlikte kullanabilmektir. Önemli olan, farklılıkları tartışmak değil, fark yaratabilmektir.

Evet dostlar! “Ne sihirdir, ne keramet değişime kendimizden başlamaktadır marifet.”

 

Sevgilerle

Uzm. Psk. Aile Terapisti Sibel Düzakın